Banka alacaklarının takibinde davaların çoğu, borcun var olup olmadığı üzerine değil, takipten önce atılan adımların doğru atılıp atılmadığı üzerine çıkıyor. Hesap kat ihtarının hangi adrese gönderildiği, borçluya kaç gün süre verildiği ya da kefile ayrıca ihtar çekilip çekilmediği gibi ayrıntılar, faiz kaybından takibin iptaline kadar varan sonuçlar doğurabiliyor.
Muacceliyet ile temerrüt aynı şey değil
Hesap kat edildiğinde kredi borcu muaccel hâle gelir, yani istenebilir olur. Temerrüt ise borçlunun bu borcu ödememesinin hukuki sonucudur ve temerrüt faizi kural olarak bu andan itibaren işler. Uygulamada iki kavram sık sık birbirine karıştırılıyor. Bunun en somut sonucu da takip talebinde faiz başlangıç tarihlerinin yanlış yazılması oluyor.
Tüketici kredilerinde 30 günlük kural
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 28. maddesi, belirli süreli tüketici kredilerinde bankanın borcun tamamını isteyebilmesini sıkı şartlara bağlıyor. Banka kendi edimlerini tamamen yerine getirmiş olmalı ve tüketici birbirini izleyen en az iki taksidi ödememiş olmalı. Bu da yetmiyor: bankanın tüketiciye en az otuz gün süre vererek muacceliyet uyarısı göndermesi zorunlu.
Peki bu uyarı tüketicinin eline bizzat geçmek zorunda mı? Bu soru, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin iki dairesi arasında farklı kararlara yol açtı ve sonunda Yargıtay'ın önüne geldi.
Dairelerden biri ihtarın tüketiciye bizzat tebliğ edilmesi gerektiğini, diğeri sözleşmedeki adrese gönderilmesinin yeterli olduğunu kabul etmişti. Yargıtay ikinci görüşü benimsedi. Sözleşmede adres değişikliğinin bankaya bildirileceğine dair bir hüküm varsa ve tüketici yeni adresini bildirmemişse, usulüne uygun düzenlenmiş muacceliyet ihtarının sözleşmedeki adrese gönderilmesi yeterlidir. Tebligatın "adresten ayrılmış" şerhiyle geri dönmesi tüketicinin sorumluluğundadır ve bizzat tebliğ aranmaz.
Kefilin temerrüdü ayrıca oluşmalı
Asıl borçlunun temerrüde düşmesi, kefilin de otomatik olarak temerrüde düştüğü anlamına gelmiyor. Kefil yönünden temerrüt faizi istenebilmesi için hesap kat ihtarının kefile de usulüne uygun şekilde ulaşmış olması gerekiyor.
Genel kredi sözleşmesine dayalı bir itirazın iptali davasında bölge adliye mahkemesi, alacağın muaccel olması için hesabın kat edilmesini yeterli gördü. Ancak kefilin sorumluluğunun kendi temerrüdüyle sınırlı olduğunu ve kat ihtarı tebliğ edilemeyen kefilin ancak icra takibiyle temerrüde düşeceğini kabul etti. Bu kefil takip tarihine kadar akdi faizden, takipten sonra ise temerrüt faizinden sorumlu tutuldu. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararı onadı.
İhtardaki süre dolmadan takibe geçilebilir mi?
Hesap kat ihtarnamesinde borçluya ödeme için birkaç gün süre veriliyor. Bu süre dolmadan başlatılan takibin usule uygun olup olmadığı konusunda bölge adliye mahkemeleri farklı sonuçlara ulaşabiliyor. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu bu konudaki çelişkinin giderilmesini istedi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise 29.01.2026 tarihli, 2026/496 E., 2026/598 K. sayılı kararıyla, çelişkiye konu kararların nitelikleri gereği kesin olmadığı gerekçesiyle talebi usulden reddetti. Dolayısıyla konu esas yönünden karara bağlanmış değil.
Bu belirsizlik sürdükçe en güvenli yol, ihtarnamede verilen sürenin dolmasını beklemek ve takip tarihini buna göre belirlemek. Birkaç günlük gecikme, takibin usulden tartışmaya açılmasından çok daha az maliyetli.
Finans kurumları için notlar
Kredi sözleşmelerinde adres değişikliğinin bildirilmesine ve sözleşmedeki adrese yapılan tebligatın sonuçlarına ilişkin hükmün açıkça yer alması, Yargıtay'ın 3. Hukuk Dairesi kararından sonra daha da önemli hâle geldi. Tüketici kredilerinde iki taksit şartı ve otuz günlük süre ise hiçbir koşulda esnetilmemeli.
Kat ihtarının asıl borçluyla birlikte her kefile ayrı ayrı gönderilmesi ve tebliğ sonuçlarının dosyada saklanması gerekiyor. Takip talebinde de akdi faiz ile temerrüt faizinin başlangıç tarihleri, her borçlu için kendi temerrüt tarihine göre ayrı ayrı yazılmalı. Bütün borçlulara aynı tarihten temerrüt faizi işletmek, yukarıdaki 11. Hukuk Dairesi kararında olduğu gibi kefil yönünden faiz hesabının yeniden yapılmasıyla sonuçlanabiliyor.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Atıf yapılan mevzuat hükümleri yazının yayın tarihindeki haliyle esas alınmıştır.